Google Amca

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün42
mod_vvisit_counterDün101
mod_vvisit_counterBu Hafta705
mod_vvisit_counterBu Ay3559
mod_vvisit_counterTüm Zamanlar46191

Dünya’ da ve Türkiye’de Coğrafya’nın Önemi PDF Yazdır E-posta
Yazar Emrullah UYANIK   
Çarşamba, 18 Kasım 2009 13:34

Dünya’ da ve Türkiye’de Coğrafya’nın Önemi

Coğrafyanın başlıca iki inceleme alanı bulunmaktadır: yer şekilleri, iklim, bitki örtüsü, toprak v.b. elemanlardan oluşan fiziki olay ve özelliklerle ilgilenen Fiziki Coğrafya; diğeri ise insan ve yer yüzündeki faaliyetleri ile ilgilenen Beşerî Coğrafya’ dır. Gerçekte coğrafyada, fiziki ortam ve insan ayrıayrı düşünülemez. Coğrafyanın yeryüzündeki, hem canlı hem de cansız olaylarla ilgilenmesi yani ikili “DUAL” özelliğini edinmesi, iki tür olayın birbirinden ayrı ayrı inceleneceği manasını taşımaz. Çünkü canlı ve cansız olaylar arasındaki karşılıklı ilişkiler yer yüzünde yer yer farklı mekânlar oluşturmasında baş rolü oynamıştır. Mekânların farklılaşmasının, yani başka bir deyimle mekân organizasyonunun nedenlerinin açıklanması coğrafyacının işidir. Bir çok coğrafyacının coğrafyayı “Mekânda birbirini etkileyen faktörlerin incelenmesi” olarak tarif etmesi bu yüzdendir. Mekânda canlı ve cansız olaylar arasındaki etkileşim ve ilişkiler şüphesiz karşılıklıdır. Çünkü tekniğimiz doğa şartlarına uymak zorunda kaldığı gibi, onu değişikliği de uğratır. 
Coğrafyanın asıl amacı yukarıda da belirtildiği gibi, mekân farklılık ve benzerliklerin başka ifadelerle, değişik coğrafi görünümlerin (landscape) analizi, insanların mekânı olan yer yüzünün tanınması ve dolayısıyla da daha iyi yararlananlara katkıda bulunmasıdır. 
Alman coğrafyacısı Troll şöyle demektedir: “Coğrafya belirli bir fizyonomi gösteren Landscap’i (Coğrafi görünümü) incelemeye yönelmekle, kendine has bir konu bulmuştur. Diğer yandan, özellikle günümüzde çeşitli ulaşım sektörlerinin yer yüzünün hemen her tarafına yayılması ve adeta küçülen dünyanın çeşitli köşelerinde cereyan eden ve bizleri ilgilendiren olayları anlayabilmemiz için coğrafi bilgilere gerek vardır. Hem ilke hem de uluslar arası ekonomik ya da siyasal birçok problemlerin temelleri ve aynı zamanda çözüm yolları geniş çapta coğrafyaya dayanmaktadır.” 
Örneğin UNESCO’nun hızla çoğalmakta olan dünya nüfusuna gıda maddeleri sağlamak için, kurak bölgelerde tarım alanlarını çoğaltmak ve tarımsalverimliliği artırmayı amaçlayan büyük bir proje olan “Kurak Bölgeler” bunlardan biridir. Bu projede de coğrafya gerek fiziki ve gerekse beşerî yönleri ile geniş çapta yer almaktadır. 
Daha iyi bir refah seviyesine ulaşmayı amaçlayan uluslar arası, ulusal, bölgesel ya da sistematik planlarda coğrafyanın katkısı gün geçtikçe artmaktadır. 
Coğrafya ile planlamanın yakınlığı şüphesiz, her ikisinde de “Mekân”ın baş rolü oynamasındandır. Tricort’e göre, kalkınma problemleri çoğu kez sınırlı alanlara yönelmekte ve böylece bölgesel düzenleme şeklini almaktadır. R. Hartshorne bu gerçeği yıllar önce savunmuş ve şöyle demiştir: “Coğrafyacılar gelecek için planlamalara uygun bilgileri verebilecekleri gibi, danışman olabilecekleri umuduna sahip olabilirler. Bir çok durumda coğrafyacıların daha doğru bir ileriyi görmeyi sağlamak bakımından ilgili ilişkiler üzerinde esaslı bilgileri olabilir. Coğrafyacı toplumun sorumlu bir üyesi olarak, bilgisinden toplumun yararlanmasını sağlamakla yükümlüdür.”
Hartshorne’nin yıllar önce öne sürdüğü bu fikirler bugün gerçekleşmektedir. Buna göre tarım ve sanayi faaliyetleri incelenirken coğrafyanın uygulama yönü hızla gelişmektedir. Buna paralel olarak da coğrafi araştırmalar mümkün olan her yerde düzeltme yapmak amacıyla mekânsal kalıpları anlamaya yönelmiştir. Bir başka deyişle, günümüzde insanın çevresinden iyi ya da kötü yararlanma kararlarının mekânsal etkileri ile ilgilenmeye ve de özellikleri kullanma kararlarında rol alan unsurlardan fiziki şartlar dışındakilere daha çok ağırlık vermeye başlamışlardır.
Modern Coğrafya, insan faaliyetlerinin mekânsal organizasyonunun fiziki coğrafya şartlarının etkisi ile açıklamayı amaç edinen eski coğrafya anlayışından bu şekilde ayrılmıştır. 
Dünyada yerlerin, mekânların, kullanılışına karar vermede etkin olanlar; yerel, bölgesel, ulusal ya da uluslar arası ölçekte plancılardır. Hızla artan nüfus karşısında, tümüyle mekândan yararlanmada, başka bir deyişle arazi kullanılışında insanın çok dikkatli olmasını mecburi kılmaktadır. Bu sebeple coğrafyanın uygulama alanında faydalı bir bilim dalı olmasından yana olan bazı Fransız coğrafyacıları “La Géographie Active” (Faal Coğrafya) adını verdikleri kitabın ön yüzünde şunu söylemektedirler: “Kaynakların ve insanların yönetimi 20. yüzyılın ikinci yarısında; rastlantıya, beklenmeye ve anında giderebilme, yaratıcılığın şart olduğu aksaklıklara gittikçe az yer bırakmaktadırlar. Gittikçe artan nüfus karşısında, kredi ve medde yığınlarıyla ilişkili olan yöneticiler karar vermede yetersiz kalmaktadırlar. Bugün kamu ve özel kesimde sağlam, tutarlı bir coğrafya kültürü ya da yaklaşımı olmaksızın iyi bir yöneticilik yapmak zordur. Sorumluluk mevkiine atanan ya da seçilen kişilerin çoğunluğu coğrafyayı tasviri ve basit, yüzeysel bir okul coğrafyası olarak bilmektedirler. Üstelik günlük problemlerde coğrafyanın sunabileceklerini bilmezlikten gelmektedirler.” Pierre George’un Fransa için bu durumu dile getirdiği görülmektedir. 
Sadece yer yüzünde bugünkü ve geçmişteki dağılımlar ile karşılıklı etkileşimleri incelemekle yetinmeyen modern coğrafya, bunların gelecekte gösterecekleri durum üzerinde durmaktadır. Coğrafyacı; mekânı tümü ile bir organizma gibi ele aldığından, hem ekonomik hizmetler için en iyilokasyonların belirlenmesi ve hem de toplumsal iyileştirici öneriler geliştirmesi, böylece planlamalarda önemli görevler üstlenmektedir. Örneğin şehirlerin kırsal alanlara yayılmaları, diğer yandan şehir yerleşmelerinden uzak alanların hızla tarım dışı kullanışlara sahne olmaları, en azından kırsal alanların kullanılmasındaki tercihlerin belirlenmesini de gerektirmektedir. Doğal olarak kırsal alanların artık bir anıt gibi saklanamayacağı bir gerçek olduğuna göre gittikçe artan insanların yararına en iyi bir şekilde nasıl sunulacağı problemi gündeme gelmiş bulunmaktadır. Bu problemi çözme ise planlama sayesindedir. 
Günümüz coğrafyacılarının çoğu iki tür planlama olduğu görüşündedir. Bu görüşlerden birincisi; şehirsel yenileme (yeni şehirlerin yapılması) ya da kırsal arazi planlaması gibi fiziksel gelişmelerle ilgili olan fiziksel planlama, ikincisi ise ekonomik gelişmelerin mekânsal özellikleri ve kaynakların planlanması ile ilgili olan ekonomik planlamadır. Uluslar Arası Coğrafya Birliği Kırsal Araştırmalar Grubu, çalışmalarında az gelişmişliğin ancak kırsal mekânın yeterli fonksiyonlar ve dinamizme (ekonomik yönden) sahip olması dolayısıyla kırsal bölgelerin gelişmesiyle düzelebileceği görüşüne yer vermişlerdir. 
Bugün kalkınma planlarını en iyi şekilde yürüten ülkelerden Almanya, A.B.D. gibi ülkeler coğrafi özellikleri dikkate alarak en küçük coğrafi birime inmek suretiyle (bölge, bölüm, yöre, çevre, kesim, alan) ve o birimden ne şekilde faydalanılacağını hesaba katmışlardır.
Maalesef ülkemizde bu hususa tam anlamıyla yer verilmediği gibi, coğrafyacılarımız görüşlerinden faydalanmamaktadırlar.

 

(Güngördü, 1992, s.6-8)

 

 

Reklamlar